Bu Yıl Kaç Doğumlu Askere Gidecek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Her yıl, “Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek?” sorusu, hem gençler hem de aileler için bir dönüm noktası oluşturuyor. Ancak, bu basit gibi görünen soru, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından düşündüğümüzde çok daha derin bir anlam kazanıyor. İstanbul’da, her gün gözlemlediğim bir şey var: Sokakta, metrobüste, işyerinde gördüğümüz her yüz, bu sorunun farklı bir cevabını veriyor.
Ben de bir sivil toplum kuruluşunda çalışan, toplumsal eşitlik ve adalet konularında duyarlı biriyim. Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek sorusunun, her bireyi farklı şekillerde etkileyen bir olgu olduğunu düşündükçe, sokakta karşılaştığım farklı hayatlar, çeşitlilik ve toplumsal cinsiyetin bu konuda ne kadar etkili olduğunu daha iyi anlıyorum.
Askerlik ve Toplumsal Cinsiyet
Askerlik, Türkiye’de geleneksel olarak erkeklik ve erkek olma deneyimiyle özdeşleşmiş bir kurum. Bu, yalnızca yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir tür kimlik testi. Her yıl belirli yaş grubundaki erkekler askere gitmek için sevinçle ya da kaygıyla beklerken, kadınlar için bu süreç hayal bile edilemez. Toplumsal cinsiyetin askere gitmekle ilgili belirlediği sınırlar, bireylerin kimliklerini nasıl algıladıklarıyla da doğrudan ilişkili.
Bir gün metrobüste, okuldan çıkıp evime dönerken, yanında iki gencin sohbetine kulak misafiri oldum. Biri heyecanla “Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek?” diye sorarken, diğeri karamsar bir şekilde “Benim dönemim de geldi” dedi. “Benim” dediği, sadece askere gitme zorunluluğuyla bağlantılı değil, o cümlede yatan daha büyük bir anlam vardı. Askerlik, sadece bir devlet görevi değil, aynı zamanda erillikle özdeşleşen bir geçiş ritüeli. Bir birey, askere gitmek zorunda kaldığında, toplumun ‘erkek’ kimliği üzerine dayattığı beklentileri de üzerine almış oluyor.
Kadınlar ve Askerlik: Toplumsal Adaletin Gösterisi
Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında, askere gitme zorunluluğunun yalnızca erkeklere ait bir yükümlülük olması, kadınların toplumsal hayattaki yerini ve rollerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Erkekler askere gitme zorunluluğu taşırken, kadınlar ise kendi kimliklerini ve toplumsal rollerini sorgulamak yerine bu sürece dahil olmuyorlar. Kadınların bu süreçten dışlanması, onların eşitlik talebini de görmezden gelmek anlamına geliyor.
İstanbul’da bir kafe açılışında, tanıştığım bir kadın aktivistle yaptığım sohbeti hatırlıyorum. Kendisi askere gitmeye ve bu yükümlülüğü yerine getirmeye çalışan bir kadın olmaktan yana değil, çünkü o dönemde kadınların askere gitmesi, toplumsal bir adaletsizliğin yansıması olarak görülüyor. Bu soruya dair yıllarca süren feminist tartışmalar, aslında kadınların da bu yükümlülüğü üstlenmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü askere gitmek bir erkeklik ritüelinin ötesinde, eşitlik adına bir hak olmalı.
Birçok farklı görüş olsa da, her yıl bu sorunun sorulması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar içselleştiğini gösteriyor.
Farklı Sosyoekonomik Grupların Askerlik Deneyimi
“Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek?” sorusunu sorduğumuzda, bu sadece bir yaş grubu üzerinden değil, aynı zamanda insanların gelir durumu, sosyal statüleri ve aileleriyle olan ilişkileri üzerinden de değerlendirilebilecek bir konudur. Kayseri’de büyümüş, İstanbul’a taşınmış bir arkadaşımla bir gün sohbet ederken, askere gitme deneyiminin ailesinin maddi durumuna göre nasıl şekillendiğinden bahsetmiştik. Ailesi yeterince maddi imkana sahip olmadığı için, askerlik süresini kısaltmak adına, bu süreci kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen birçok farklı sosyoekonomik sınıftan insanın bulunduğunu fark ettik.
Üsküdar’da, bir sabah işe giderken metroda gördüğüm bir grup genç, “Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek?” diye kaygılı bir şekilde tartışıyordu. Kimisi, askerlik için hazırlık yapmanın heyecanını duyuyor, kimisi ise bu zorunluluğun bir yüke dönüştüğünü söylüyordu. Burada sosyal sınıf farkları ortaya çıkıyor. Bir grup, askerlik sürecinde maliyetleri düşük tutarak bu yükümlülüğü hafifletmeye çalışırken, diğer grup maddi açıdan daha rahat olduğu için sürecin “asıl erkeklik testi” olduğunu düşünüyor.
Çeşitlilik ve Askerlik
Sosyal çeşitlilik de askerlik sürecini etkileyen önemli bir faktör. Farklı etnik kökenler, dini inançlar ve kültürel kimlikler, askere gitme deneyimini bireyler için farklı hale getirebiliyor. Örneğin, bir Kürt genci, askere gitmenin sadece fiziksel değil, kültürel bir yükümlülük olduğunu hissedebilir. Aynı şekilde, bir Alevi genci ya da LGBTQ+ bireyler için de askerlik, sadece bir zorunluluk değil, kimliklerini gizlemek zorunda kalacakları bir süreç olabilir. İstanbul’un çeşitlilik içinde kaybolmuş sokaklarında, bu farklı gruplardan insanların, askere gitme süreçlerinin çok daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyorum.
Geçenlerde bir arkadaşım, “askere gitme deneyimim aslında beni tanımama çok şey kattı” demişti. Hangi kimliğiyle, hangi inançlarıyla ve hangi duygularla gittiği, onun askerlik deneyiminin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştı. Onun gözünden bakınca, askere gitmenin “erkeklik”ten daha fazlası olduğunu, her bir bireyin kimliğine etkisiyle şekillenen, toplumsal değerlerle örtüşen bir deneyim olduğunu fark ettim. Çeşitlilik ve adaletin bu süreçte önemli bir yere sahip olduğunu görmek, toplumsal olarak askere gitme sürecine farklı açılardan bakmamı sağladı.
Sonuç: Sosyal Adalet ve Askerlik
“Bu yıl kaç doğumlu askere gidecek?” sorusu, bu yılın toplumsal cinsiyet normlarını, çeşitliliği ve sosyal adalet anlayışını daha net ortaya koyuyor. Herkesin farklı kimliklerle, farklı gözlemlerle askere gitmeye, askerlikte var olmaya ve toplumun bu yükümlülüğü nasıl içselleştirdiğini sorgulamaya hakkı var. Askerlik, sadece bir fiziksel zorunluluk değil; aynı zamanda toplumsal bir kimlik testidir. Bu kimlik testinin herkes için eşit koşullarda olmadığı bir dünyada, askere gitme sürecini tartışmak, daha adil bir toplum yaratma yolunda önemli bir adım olabilir.