İki Tanesi Bir Arada: İyelik Eklerinin Gizemi
Kayseri’nin sokaklarında bir gün, bir sorunun cevabı için çıkılan yolculuk…
İki İyelik Ekinin Ardındaki Hüzün
Kayseri’nin o kasvetli, gri sabahlarından biriydi. Birkaç saat önce, odama oturup pencerenin kenarına yerleştirdiğim günlük notlarına göz attım. Gözlerim, geçen gün yazdığım birkaç kelimeyi takip ederken birden takıldı. “İki tane iyelik eki üst üste gelir mi?” sorusu. Garip bir şekilde, o an o kadar kafamı kurcalamıştı ki, geceyi uyuyarak değil, bu soruyla yatmıştım.
Herkesin bildiği gibi, dilin kuralları bazen insanın ruhunu da etkiler. Dilin içinde kaybolduğum o anlarda, dış dünyadaki kalp kırıklıklarım ve heyecanlarım birbirine karışıyordu. Gözümün önüne o eski sınıfı getirdim. Her şeyin kolayca düzenlendiği, küçük detayların büyük anlamlar taşıdığı o sınıfta, öğretmenimiz Türkçe dersini işlerken birden bir soru sormuştu: “İki tane iyelik eki üst üste gelir mi?” O zamanlarda, küçücük, masum bir soru gibi görünüyordu, ama şimdi çok daha derindi. İki iyelik eki, birbirini takip edebilir miydi? Ya da birbirine karışan hayatlar gibi, dilde de bir karmaşa mı vardı?
Bunu kafamda dönüp dururken, birkaç yıl önce yaşadığım bir anı hatırladım. Bir akşam yemeği masasında, birinin sorusuna verdiğim bir cevabı. “Bunu seninle bir paylaşmak istiyorum,” demiştim ve o an dilimdeki “seninle” ve “bir” iyelik ekleri arasında sanki bir boşluk vardı. İkisi de bir arada, karışıyordu. Sonra, o akşamdan sonra birbirimize biraz daha uzaklaşmıştık. Ama o anın içinde, dilin inceliklerine takılmak yerine, başka şeyler düşünmek gerekiyordu. Şimdi de yazarken düşündüğüm gibi, dilin bu detaylarına takılmak belki gereksizdi. Ama içimde her zaman bir soru işareti vardı: “İki iyelik eki üst üste gelir mi?”
Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Geçen Bir Gün
Hikâyenin aslında başladığı yer tam da burasıydı. Birkaç gün önce, Kayseri’nin o soğuk akşamlarından birinde, sahilde yürüyordum. Yalnızdım, ama yalnız değilmişim gibi hissediyordum. Bir çay ocağının yakınlarında yürürken, düşüncelerim hızla gidip geliyordu. O günün ilk saatlerinden itibaren, içimdeki hüzünle ve dilin gizemleriyle boğuşuyordum.
O esnada, hayatımda her şeyin tekrar yerine oturmasını istediğim bir dönüm noktasındaydım. O kadar çok sorum vardı ki: “İki iyelik eki üst üste gelir mi?” sorusu bir simgeye dönüştü. Bunu anlamak istemiyordum. Ancak, öğretmenimin bir zamanlar söylediği gibi, “İki iyelik eki üst üste gelir mi?” sorusuna cevabı bulamamak, hayatın karmaşasını simgeliyordu. Birbirine zıt iki kelime gibi, hayat da bazen birbiriyle çelişen duygulara sahipti.
O gün Kayseri’nin arka sokaklarında, bir dostumla tesadüfen karşılaştım. Onunla konuşurken, dilin inceliklerinden bahsettik. “Bazen iki şeyin bir arada olamayacağını düşünürsün,” dedi. Sözleri, bana o kadar yakın geldi ki. İşte o an, bu iki iyelik ekinin bir arada olamayacağı gibi düşündüm. Ama kalbimde bir yerlerde, içimden gelen bir ses, bu sorunun yanıtının belki de çok daha basit olduğunu söylüyordu.
Duyguların Dilindeki Yansıması
Bir dil öğretmeni olmasam da, dilin gücünü her zaman hissediyorum. Gözlerim, yazdığım her kelimede, yaşadığım her duyguda başka bir anlam taşıyor. Her dilde olduğu gibi, Türkçede de bazen bir kelimenin arkasındaki hissiyatı yakalamak, bir ömrü anlamak gibi oluyordu. Şimdi düşündüğümde, bu sorunun yanıtını bulmak için bu kadar takılmam belki de gereksizdi, ama bir o kadar da hayatımı ve dilimi şekillendiriyordu. Belki de bu soru, iki iyelik ekinin birbirini takip etme isteği gibi, insanın kendi hayatını anlamlandırmaya çalışırken bulduğu karmaşık ama güzel bir yansıma gibiydi.
Zihnimde bu karmaşık sorunun yanıtını bulmuş gibi hissederken, bir yandan da içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar zorlayıcı olduğunu fark ediyordum. Duygularım, dilin karmaşasına benzer bir şekilde birbirine karışıyordu. Ama ne olursa olsun, bu sorunun cevabının basit olduğunu kabul ettim. Evet, iki iyelik eki bir arada olabilir. Tıpkı duyguların, karmaşık ve iç içe geçmiş bir şekilde yaşanabileceği gibi.
Sonuç
Belki de dilin kuralları, birer kılavuz olarak hayatımıza yön verirken, duygularımız kendi başına birer dil gibi gelişir. Türkçe’deki o kurallar, bir zamanlar beni çok zorlamıştı ama şimdi, dilin evrimiyle birlikte, içimdeki karmaşayı anlamaya başladım. O gün Kayseri’nin o soğuk akşamında bir araya gelen iki iyelik eki, bana yaşamın ve dilin ne kadar iç içe olduğunu hatırlattı. Belki de dil, hayatın kendisi gibidir. Zihnimizde bazen karışık, ama bir o kadar da derindir.