Bugünkü makalemizde “Kişisel alanımız neresidir” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Kişisel Alanımız Neresidir? Kayseri’de Bir Gencin İç Dünyasına Yolculuk
Sabahın Dar Odasında Başlayan Sessizlik
Sabahları Kayseri’de uyanmak bazen insanın üstüne çöken bir ağırlık gibi. Perdelerin arasından sızan ışıkla birlikte gözlerimi açtığımda, ilk hissettiğim şey genelde huzur olmuyor. Daha çok, içime doğru çekilme isteği… Yorganın altı sanki dünyadan tek kaçış noktasıymış gibi geliyor.
Küçük odamda her şey birbirine yakın. Masa, yatak, sandalye… Sanki hepsi bana nefes alacak yer bırakmamak için anlaşmış gibi. O yüzden kendi kendime sürekli aynı soruyu soruyorum: Kişisel alanımız neresidir? Odanın dört duvarı mı, yoksa kimsenin giremediği düşüncelerimiz mi?
Annem kapıyı aralayıp “kahvaltı hazır” dediğinde bile bazen cevap vermek istemiyorum. Bu bir saygısızlık değil aslında, sadece içimde bir yerlerde “biraz daha kalayım” diyen o sessiz çocuk konuşuyor. Günlüğümü açıyorum sonra. Kelimeler sayfaya dökülürken nefes aldığımı hissediyorum. Çünkü o defterde kimse bana “neden böylesin” demiyor. Orası benim en gerçek kişisel alanım gibi.
Otobüste Kaybolan Mesafe
Kayseri’de sabah otobüsleri hep kalabalık olur. İnsanların omuzları birbirine değer, nefesler karışır. Cam buğulanır, herkes kendi içine çekilir ama fiziksel olarak kimse kendine ait değildir.
O anlarda hep aynı hissi yaşıyorum: görünmez bir duvar ihtiyacı. Birkaç santimetrelik bir boşluk bile lüks oluyor. Yanımdaki adamın telefonu çalıyor, konuşuyor, sesi kulağıma doluyor. Başımı cama yaslıyorum ama cam bile başkasına ait gibi soğuk.
Tam o sırada içimden yine aynı düşünce geçiyor: Kişisel alanımız neresidir? Bir koltuk genişliği mi? Yoksa kimsenin bakmadığı bir an mı?
Bazen gözlerimi kapatıyorum. Kendimi şehirden koparıyorum. Otobüsün içindeyim ama aslında değilim. O an anlıyorum ki kişisel alan sadece fiziksel bir boşluk değil; zihnin içine çekilebildiğin bir yer. Ama kalabalıkta bunu korumak çok zor. İnsanların sesi, telefon bildirimleri, hareketler… Hepsi zihnimin kapısını zorluyor.
Bir gün otobüste küçük bir çocuk yanıma oturdu. Hiç susmadan konuşuyordu. Başta sinirlendim. Sonra bir anda kendimi düşündüm: Ben de birilerinin alanını bu şekilde işgal etmiş olabilir miyim? O an rahatsızlığım yerini utangaç bir farkındalığa bıraktı.
Evdeki Görünmez Çizgiler
Ev dediğin şey bazen en güvenli yer değil. Özellikle kalabalık bir ailede büyüyorsan, sınırlar sürekli yeniden çiziliyor. Kayseri’deki evimizde herkes birbirine yakın ama aynı zamanda herkes biraz uzak.
Oturma odasında televizyon açıkken bile kendi iç sesimi duymakta zorlanıyorum. Birisi sürekli konuşuyor, bir diğeri mutfakta tabakları diziyor. Ben ise köşedeki koltukta telefonuma bakıyormuş gibi yapıyorum ama aslında sadece kaçış arıyorum.
Bir gün odama çekildim ve kapıyı kapattım. Sadece beş dakika sonra annem kapıyı tıklattı: “Bir şey mi oldu?”
İşte o an içimde bir şey kırıldı. Çünkü hiçbir şey olmamıştı ama yine de yalnız kalmamın bir “sebep” olması gerekiyordu. Oysa ben sadece var olmak istiyordum, kimseye açıklama yapmadan.
O gece defterime uzun uzun yazdım. Kişisel alanımız neresidir? diye tekrar sordum kendime. Kapısı kapanabilen bir oda mı? Yoksa kapısı hiç çalınmayan bir zihin mi?
Belki de kişisel alan, kimsenin senden bir şey beklemediği anlarda ortaya çıkıyordu. Ama böyle anlar çok nadirdi.
Kafede Tek Başına Kalabilmek
Şehir merkezindeki küçük bir kafeye gitmeyi seviyorum. Orada oturup saatlerce kimseyle konuşmadan kalabiliyorum. Garsonlar bile bir süre sonra seni tanıyor ama rahatsız etmiyor.
O kafede en sevdiğim şey, cam kenarı masa. Dışarıyı izlerken içimdeki kalabalık biraz sessizleşiyor. İnsanları seyrediyorum; kimisi koşuyor, kimisi gülüyor, kimisi telefona gömülmüş.
O anlarda kendi içime dönüyorum. Kendi varlığımı daha net hissediyorum. Çünkü kimse benden bir şey istemiyor.
Ama sonra garip bir şey oluyor: Telefonum titriyor. Bildirimler, mesajlar, küçük çağrılar… Bir anda o sessizlik çatlamaya başlıyor. İçimdeki alan daralıyor.
Bir kahve daha söylüyorum. Sıcaklık elimde kalıyor ama zihnimdeki gürültü geçmiyor. Ve yine aynı soruya dönüyorum: Kişisel alanımız neresidir? Bir masanın köşesi mi, yoksa bildirimleri susturabildiğimiz bir an mı?
Bazen sadece telefonu ters çeviriyorum. O küçük hareket bile bana özgürlük hissi veriyor. Sanki görünmez bir kapı kapanıyor.
Telefonun İçinde Biten Alan
İnsanlar artık çoğunlukla telefonların içinde yaşıyor gibi. Ben de farklı değilim. Ama bazen o ekran, en dar yer haline geliyor.
Mesajlar, sosyal medya, sürekli akan bir hayat… Hepsi benim dikkatimi parçalıyor. Bir şeylere bakarken aslında hiçbir şeyin içinde olamıyorum.
Bir akşam yürüyüşe çıktım. Kayseri’nin soğuk rüzgârı yüzüme vuruyordu. Telefonu cebime koydum. O an bir hafiflik hissettim. Sanki uzun zamandır taşıdığım görünmez bir yük azalmıştı.
Ama bu his uzun sürmedi. Eve dönünce tekrar ekrana döndüm. Ve o daralma hissi geri geldi.
O gece defterime şunu yazdım: İnsan bazen en çok kendi eliyle alanını daraltıyor. Ve yine sordum: Kişisel alanımız neresidir? Bir cihazın içinde mi, yoksa ondan uzaklaştığımız yerde mi?
Kendime Döndüğüm An
Bazen en beklenmedik anlarda fark ediyorum kendimi. Bir sokakta yürürken, bir duvarın gölgesinde dururken ya da sabah erken saatlerde kimsenin olmadığı bir caddede…
O anlarda dünya biraz geri çekiliyor. Gürültü azalıyor. Ve içimdeki ses daha net duyuluyor.
Geçen hafta sabah erken çıktım. Şehir daha uyanmamıştı. Hava soğuktu ama rahatsız etmiyordu. Yürürken düşündüm: Belki de kişisel alan, fiziksel bir yer değil. Belki de kimsenin senden bir şey istemediği o küçük anların toplamı.
İçimde uzun zamandır taşıdığım bir yorgunluk vardı. Ama o sabah biraz hafiflediğini hissettim. Çünkü kimse bana bakmıyordu, kimse benden bir şey beklemiyordu.
Ve o an içimden gelen cevap daha netti: Kişisel alanımız neresidir? Belki de en çok, kendimize dönebildiğimiz yerde. Kimsenin sesi olmadan, kimsenin beklentisi olmadan, sadece kendi varlığımızla kalabildiğimiz yerde.
O gün defterimi kapattım ama soruyu tamamen bırakmadım. Çünkü bazı sorular cevaplanmaz, sadece yaşanır. Ve ben her gün biraz daha öğreniyorum: Kişisel alan bazen bir oda değil, bazen bir otobüs koltuğu değil, bazen bir kafe masası da değil… Bazen sadece içimizde açılan küçük bir boşluk.
“Kişisel alanımız neresidir” konusunu beğendiyseniz Newista sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.